Allah'ın cinsiyeti ne ?

Kaan

New member
Allah’ın Cinsiyeti Var mı? Farklı Kültürler, Diller ve Toplumlar Açısından Kapsamlı Bir Bakış

Allah’ın Cinsiyeti Var mı? Sorunun Ardındaki Asıl Mesele

Bir süredir aklıma takılan ve ilk bakışta oldukça basit görünen ama biraz düşününce insanı dil, din, kültür ve felsefe üzerine uzun uzun düşündüren bir soru var: Allah’ın cinsiyeti var mı?

“Allah erkek midir?” diye sorulduğunda birçok kişinin zihninde doğal olarak “O” zamiri, “baba” benzeri ifadeler veya geleneksel dini anlatımlardaki erkek merkezli dil canlanabiliyor. Fakat burada önemli bir ayrım ortaya çıkıyor: Bir varlıktan erkek zamiriyle söz etmek ile o varlığın biyolojik anlamda erkek olması aynı şey midir?

İslam açısından bakıldığında cevap oldukça nettir: Allah erkek veya kadın değildir. Çünkü İslam düşüncesinde cinsiyet, yaratılmış varlıklara ait bir özelliktir. Allah ise yaratılmış değil, yaratandır. Kur’an’ın İhlas suresinde Allah’ın “tek” olduğu, doğurmadığı, doğurulmadığı ve hiçbir şeyin O’na denk olmadığı ifade edilir.

Buradan hareketle mesele yalnızca “Allah’ın cinsiyeti nedir?” sorusuna cevap vermekten ibaret değildir. Asıl ilginç konu, farklı toplumların ve dinlerin insan dilinin sınırlarını aşan bir varlığı nasıl tanımladığıdır.

İslam’da Allah Neden Erkek veya Kadın Olarak Kabul Edilmez?

İslam’ın temel yaklaşımında Allah, yaratılmış varlıklarla aynı kategoriye konulmaz. Kur’an’da Şûrâ suresinin 11. ayetinde “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur” anlamındaki ifade, Tanrı ile yaratılmışlar arasındaki ontolojik farklılığın temel noktalarından biridir.

Bu nedenle Allah’a insan bedenine, biyolojik cinsiyete veya üreme özelliklerine ilişkin nitelikler yüklemek İslam’ın klasik teolojisiyle bağdaşmaz.

Kur’an’da insanların erkek ve kadın olarak yaratıldığı açıkça belirtilirken bu ayrım Allah’a uygulanmaz. Örneğin Hucurât 49:13’te insanların “erkek ve dişiden” yaratıldığı ve milletlere, kabilelere ayrıldığı ifade edilir. Aynı ayette insanlar arasındaki üstünlüğün biyolojik cinsiyete değil, takvaya bağlandığı görülür.

Burada çok önemli bir mantıksal ayrım var:

Erkek ve kadın olmak yaratılmışlara ait bir kategoridir. Allah ise yaratılmışların yaratıcısı olarak düşünülür.

Dolayısıyla “Allah hangi cinsiyette?” sorusu, İslam teolojisinin bakış açısından biraz “zamandan önce ne vardı?” veya “sonsuzluğun kaç yılı var?” sorularına benzer bir problem taşıyor olabilir. Soru, insan deneyiminden bildiğimiz kategorilerle kuruluyor; fakat söz konusu varlık anlayışı bu kategorilerin dışında tutuluyor.

Yaqeen Institute de İslam’daki Allah anlayışını açıklarken “Allah” kelimesinin Arapçada cinsiyete veya çoğul biçime sahip olmadığını ve Kur’an’ın Allah’ı yaratılmışlardan tamamen farklı olarak sunduğunu belirtir.

Peki Kur’an’da Neden “O” Deniliyor?

Bence konunun en çok kafa karıştıran noktalarından biri burası.

Türkçede “o” kelimesi cinsiyet belirtmez. Ancak İngilizcede “he”, Arapçada ve İbranicede ise farklı dilbilgisel kategoriler nedeniyle erkek biçimleri kullanılabilir. Buradan doğrudan “Allah erkektir” sonucuna ulaşmak doğru olmaz.

Dilin yapısı ile ontolojik gerçekliği birbirinden ayırmak gerekiyor.

Örneğin Arapçada belirli isimler ve fiiller gramatik olarak eril veya dişil kategorilere girebilir. Bu, söz konusu varlığın biyolojik cinsiyet taşıdığı anlamına gelmez. Arapça “Allah” kelimesinin kendisi de bir biyolojik cinsiyet ifade etmez.

Bu durum aslında başka dinlerde de karşımıza çıkar. Yahudilikte Tanrı için kullanılan İbranice ifadelerin büyük bölümü eril gramer ve eril imgeler taşır. Ancak ana akım Yahudi teolojisinin önemli bir kısmı Tanrı’nın fiziksel bedene veya biyolojik cinsiyete sahip olduğunu kabul etmez.

Dolayısıyla burada gramer ile biyoloji birbirine karıştırılmamalıdır.

Yahudilikte Tanrı Neden Daha Çok “Eril” Bir Dille Anlatılıyor?

Yahudi geleneği bu konuda oldukça ilginç bir örnek oluşturuyor.

İbranicenin cinsiyetli bir dil olması nedeniyle Tanrı’dan bahsedilirken eril zamirler ve fiiller yaygın biçimde kullanılır. Ayrıca Tanrı için “Kral”, “Baba”, “Rab” gibi eril çağrışımlı metaforlar da kullanılmıştır. Fakat bu dilsel yapı, Yahudilikte Tanrı’nın biyolojik olarak erkek olduğu anlamına gelmez.

Modern Yahudi düşüncesinde ise bu konu özellikle feminist teoloji içerisinde ciddi biçimde tartışılmıştır.

Bazı Yahudi düşünürler, Tanrı’nın sürekli erkek imgeleriyle anlatılmasının toplumdaki erkek egemenliğiyle ilişkilendirilebileceğini savunur. Bu yaklaşımın mantığı şudur: Eğer Tanrı sürekli “erkek”, “kral”, “baba” ve “hükmeden” imgeleriyle anlatılırsa, toplum da erkekliği otorite ve güçle daha kolay özdeşleştirebilir.

Buna karşılık bazı geleneksel Yahudi yorumcular, bu imgelerin Tanrı’nın gerçek cinsiyetini değil, insan dilinin Tanrı hakkında konuşurken kullandığı sembolleri temsil ettiğini savunur. Yahudi feminist düşüncesi içinde de Tanrı’nın kadınsı imgelerle anlatılmasını veya daha nötr ifadeler kullanılmasını öneren yaklaşımlar ortaya çıkmıştır.

Bu bana önemli bir soru düşündürüyor:

Bir toplum Tanrı’yı hangi kelimelerle tarif ediyorsa, aslında biraz da kendi toplum yapısını mı yansıtıyor?

Belki de mesele yalnızca “Tanrı erkek mi?” değildir. Daha derin soru şudur: İnsanlar Tanrı hakkında konuşurken kendi dünyalarından ne kadarını Tanrı tasavvuruna taşıyor?

Hristiyanlıkta Tanrı “Baba” İse Neden Erkek Sayılmıyor?

Hristiyanlıkta konu daha da dikkat çekici hale geliyor. Hristiyan kutsal metinlerinde ve ibadet dilinde Tanrı için “Baba” ifadesi merkezi bir yere sahiptir. Bu durum ilk bakışta Tanrı’nın erkek olarak düşünüldüğü izlenimini oluşturabilir.

Fakat Katolik Kilisesi’nin resmi ilmihali bu konuda açık bir ayrım yapar: Tanrı “Baba” olarak adlandırılsa da insanlardaki cinsiyet ayrımını aşar; Tanrı ne erkek ne de kadındır. Aynı kaynak, Tanrı’nın hem babalık hem de annelik üzerinden anlaşılabilecek özelliklerle anlatılabileceğini belirtir.

Bu oldukça önemli bir ayrım.

“Baba” burada biyolojik erkeklik anlamında değil, kaynaklık, koruyuculuk, otorite ve ilişki gibi özellikleri ifade eden teolojik bir sembol olarak ele alınmaktadır.

Katolik ilmihali ayrıca insanın kadın ve erkek olarak yaratıldığını, her ikisinin de Tanrı’nın suretinde olduğunu ve Tanrı’nın kendisinin insanlardaki erkek-kadın ayrımına tabi olmadığını açıkça ifade eder.

Dolayısıyla hem İslam hem de Hristiyanlığın önemli teolojik geleneklerinde ortak bir nokta görüyoruz:

Tanrı hakkında erkek dili kullanılabilir; fakat bu, Tanrı’nın biyolojik olarak erkek olduğu anlamına gelmez.

Hindu Geleneklerinde Durum Neden Daha Karmaşık?

Hindu gelenekleri bu konuyu karşılaştırmak açısından özellikle ilginçtir; çünkü “Tanrı” kavramı tek ve homojen bir anlayıştan ibaret değildir.

Vedanta felsefelerinde Brahman, nihai gerçeklik olarak ele alınır. Advaita Vedanta'da Brahman, niteliklerden arındırılmış “nirguṇa Brahman” şeklinde düşünülebilir. Aynı gelenekte insanların ibadet ettiği kişisel Tanrı anlayışı ise “saguṇa Brahman” çerçevesinde ele alınabilir.

Bu ayrım, Tanrı kavramının cinsiyet konusundaki tartışmayı nasıl değiştirebildiğini gösteriyor.

Bir tarafta Vişnu, Şiva, Lakşmi gibi kişileştirilmiş ve çeşitli eril veya dişil imgelerle temsil edilen ilahi figürler bulunabilir. Diğer tarafta ise Brahman, insanın bildiği niteliklerin ötesindeki nihai gerçeklik olarak felsefi biçimde ele alınabilir.

Örneğin Ramanuja'nın Vişiştadvaita yaklaşımında Brahman'ın Vişnu ve Lakşmi ile ilişkisi üzerinden hem eril hem dişil unsurları içeren bir ilahi bütünlük düşüncesi görülebilir.

Burada İslam’dan önemli bir fark ortaya çıkıyor: İslam’da Allah’ın tekliği ve aşkınlığı güçlü biçimde korunurken, Hindu geleneklerinin bazı kollarında ilahi olanın farklı kişisel biçimlerde tecrübe edilmesi çok daha çeşitli bir yapı oluşturabiliyor.

Farklı Kültürlerde Tanrı Neden İnsan Özellikleriyle Anlatılıyor?

İnsan zihni soyut kavramları anlamlandırırken çoğu zaman somut deneyimlere başvuruyor.

Bir hükümdarı “kral”, koruyan kişiyi “baba”, şefkat göstereni “anne”, adalet sağlayanı “yargıç” şeklinde düşünmek kolaydır. Dolayısıyla sonsuz, aşkın ve görünmez bir varlığı anlatırken insanların kendi hayatlarından semboller kullanması şaşırtıcı değildir.

Bu nedenle Tanrı’nın “baba”, “kral”, “efendi”, “koruyucu” veya “anne” gibi ifadelerle anlatılması her zaman bu sıfatların kelimesi kelimesine biyolojik anlam taşıdığı anlamına gelmez.

Ancak burada kültürün etkisini de görmezden gelmemek gerekir.

Bir toplumun tarih boyunca erkeklerin siyasi ve ekonomik gücü elinde tuttuğu bir yapı oluşturması, Tanrı tasvirlerinde otorite ve güç sembollerinin daha çok erkeklik üzerinden kurulmasına neden olabilir. Aynı şekilde kadınların aile, bakım, doğum ve toplumsal bağlarla daha fazla ilişkilendirildiği kültürlerde ilahi olanın annelik ve şefkat imgeleriyle anlatılması da mümkündür.

Bu nedenle dini dil ile toplumsal yapı arasında karşılıklı bir ilişki olduğunu düşünüyorum. Din toplumu şekillendirirken toplum da dini dili yorumlama biçimini etkileyebiliyor.

Erkekler Başarıya, Kadınlar İlişkilere mi Daha Çok Odaklanıyor?

Burada dikkat edilmesi gereken başka bir nokta var. “Erkekler bireysel başarıya, kadınlar ilişkilere önem verir” gibi cümleleri kesin biyolojik gerçekler şeklinde sunmak doğru olmaz.

İnsan davranışı cinsiyetten çok daha karmaşık.

Bununla birlikte bazı kültürlerde erkek çocuklarının bağımsızlık, rekabet, meslek ve bireysel başarı üzerinden yetiştirilmesi; kız çocuklarının ise bakım, empati, aile ve ilişkiler üzerinden sosyalleştirilmesi görülebiliyor. Fakat bu durum biyolojik kaderden ziyade sosyal beklentiler, aile yapısı, eğitim, ekonomik koşullar ve kültürel normlarla yakından ilişkili olabilir.

Üstelik aynı toplum içinde bile büyük farklılıklar vardır.

Başarı odaklı bir kadın, son derece ilişkisel düşünen bir erkek veya hem kariyer hem aile ilişkilerini aynı anda merkeze alan insanlar bunun doğal örnekleridir.

Bu nedenle “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” demektense daha dengeli bir soru sormak bana daha anlamlı geliyor:

Toplum çocuklara hangi değerleri öğretiyor ve bu değerleri neden cinsiyetlere göre farklılaştırıyor?

Bu soru Allah’ın cinsiyeti tartışmasına da bağlanıyor. Çünkü Tanrı’yı sürekli güçlü, hükmeden ve eril imgelerle anlatan bir toplum ile Tanrı’yı hem koruyucu hem şefkatli hem de cinsiyetin ötesinde düşünen bir toplum arasında sembolik farklar oluşabilir.

İslam Kültüründe Allah Tasavvuru ile Toplumun Erkeklik Anlayışı Aynı Şey mi?

Türkiye gibi Müslüman çoğunluğa sahip toplumlarda Allah hakkında konuşurken “Allah baba” gibi ifadelerin kullanılması zaman zaman gündeme gelir. Ancak bu ifade İslam’ın klasik teolojisinin yerleşik kavramlarından biri değildir.

Kur’an’ın Allah tasavvuru biyolojik babalık üzerinden kurulmaz. Aksine Allah’ın çocuk sahibi olmadığı ve doğurulmadığı özellikle vurgulanır.

Şûrâ 42:49’da ise Allah’ın insanlara kız veya erkek çocuk verebildiği anlatılır. Buradaki mantık son derece açıktır: Allah erkek çocukların veya kadınların biyolojik dünyasının içinde bulunan bir erkek değildir; erkek ve kadınları yaratan varlıktır.

Bu ayrım Türkiye’deki günlük dini dil açısından da önemli.

Bir insanın Allah’ı “O” diye anması veya bazı erkek merkezli ifadeler kullanması, otomatik olarak Allah’ın erkek olduğunu düşündüğü anlamına gelmeyebilir. Burada eğitim, gelenek, aile dili, hutbeler, dini yayınlar ve kişisel tecrübeler devreye girer.

Yerel Kültür ile Küresel Dinamikler Nasıl Birbirini Etkiliyor?

Bugün bu tartışmanın geçmişten farklı bir boyutu daha var: internet.

Eskiden insanlar çoğunlukla kendi ailesinin, mahallesinin ve dini cemaatinin kullandığı Tanrı dilini öğreniyordu. Bugün ise bir Müslüman aynı gün içinde Hristiyan teolojisini, Yahudi feminist yorumlarını, Hindu felsefesini, ateist eleştirileri ve akademik din araştırmalarını okuyabiliyor.

Bu küreselleşme, dini kavramların karşılaştırılmasını kolaylaştırıyor.

Bir Türk Müslüman için “Allah erkek mi?” sorusu belki çocuklukta öğrenilmiş bir dil meselesi olarak başlayabilir. Daha sonra kişi İngilizce kaynaklarda “God is He” ifadelerini görür, Yahudilikteki eril Tanrı imgelerini inceler, Katolik ilmihalinde Tanrı’nın ne erkek ne kadın olduğuna dair açıklamayı okur ve Hindu felsefesinde Brahman’ın aşkın niteliğiyle karşılaşır.

Böylece soru basit bir din bilgisi sorusundan çıkıp dilin, kültürün ve insan zihninin sınırlarını sorgulayan felsefi bir probleme dönüşür.

Benim İçin En İlginç Nokta: Tanrı Hakkında Konuşurken Aslında Kendimizi mi Anlatıyoruz?

Kişisel açıdan bu konunun en düşündürücü tarafı burada.

Bir toplum Tanrı’yı sürekli savaşçı, hükümdar ve baba olarak anlatıyorsa, bunun toplumun otorite anlayışıyla bağlantısını sorgulamak gerekir. Fakat aynı şekilde Tanrı’yı sadece anne, şefkat ve bakım kavramlarıyla anlatmak da insan deneyiminden seçilmiş bir tasvirdir.

Yani “Allah erkek değildir” demek, otomatik olarak “Allah dişidir” demek değildir.

Bence burada üçüncü bir ihtimali kabul etmek gerekiyor:

İlahi olan, insanın erkek-kadın kategorilerinin dışında olabilir.

İslam’ın teolojik yaklaşımı açısından bu düşünce oldukça tutarlıdır. İnsanların erkek ve kadın olarak yaratıldığı söylenirken Allah bu biyolojik kategorinin içine yerleştirilmez. Hucurât suresindeki ifade de insanların farklı halklar ve kabileler halinde yaratılmasını, birbirlerini tanımaları bağlamında ele alır.

Bu açıdan bakınca Allah’ın cinsiyetini sormak, aslında insanın kendi kavramlarının sınırlarını fark etmesine yol açan bir soru haline geliyor.

Sonuç: “Allah Erkek mi?” Sorusunun Ötesine Geçmek

Farklı dinleri ve kültürleri karşılaştırdığımızda ilginç bir ortaklık ortaya çıkıyor: İnsanlar aşkın ve görünmez olanı anlatırken kendi dillerini, aile yapılarını, toplumsal rollerini ve sembollerini kullanıyor.

İslam’da Allah erkek veya kadın olarak kabul edilmez. Kur’an’daki temel Allah tasavvuru, O’nu yaratılmışların özelliklerinden ayırır.

Yahudilikte Tanrı için yoğun biçimde eril gramer ve semboller kullanılmasına rağmen Tanrı’nın biyolojik bir cinsiyete sahip olduğu sonucu zorunlu olarak çıkarılmaz.

Hristiyanlığın resmi Katolik öğretisinde de Tanrı “Baba” olarak adlandırılmasına rağmen insanlardaki erkek-kadın ayrımını aşan bir varlık olarak açıklanır.

Hindu felsefelerinin bazı kollarında ise Brahman kavramı kişisel tanrı tasvirlerinin ötesinde, nihai gerçeklik şeklinde ele alınabilir.

Dolayısıyla “Allah’ın cinsiyeti ne?” sorusuna İslam açısından verilecek en doğrudan cevap “Erkek de değildir, kadın da değildir” şeklindedir.

Ama bence bu cevaptan sonra asıl ilginç tartışma başlıyor:

Tanrı hakkında kullandığımız kelimeler Tanrı’yı mı anlatıyor, yoksa Tanrı’yı anlamaya çalışan insanın dünyasını mı yansıtıyor?

Belki de bu soruya verilecek cevap, yalnızca dini inancımız hakkında değil; dilimiz, aile yapımız, kültürümüz, erkeklik ve kadınlık anlayışımız hakkında da düşündürücü ipuçları taşıyor.

Kaynakları metin içinde görünür kılİslam bölümünü daha kesin temellendir

Kaynakları metin içinde görünür kıl

İslam bölümünü daha kesin temellendir

Tekrarlanan sonuçları sıkılaştır
 
Üst