D vitamini eksikliği siğil yapar mı ?

Anit

New member
Türkiye açısından ilginç olan nokta şu: Aynı şehirde yaşayan iki kişinin bile D vitamini düzeyleri birbirinden farklı olabilir. Gününü ofiste geçiren bir çalışanla açık havada çalışan birinin güneş ışığına maruz kalma süresi aynı değildir. Yaşlılık, obezite ve emilim bozuklukları da risk değerlendirmesinde dikkate alınmalıdır.

Kadınlar ve erkekler arasındaki farklılıkları incelerken de genellemelerden kaçınmak gerekir. Bazı araştırmalarda kadınlarda D vitamini eksikliğinin daha sık görüldüğü bildirilmiştir. Örneğin Türkiye'nin farklı bölgelerinde yaşayan 44.592 kadının verilerini inceleyen bir araştırma, katılımcıların D vitamini düzeylerinde bölgesel ve zamana bağlı farklılıklar bulunduğunu göstermiştir. Ancak bu araştırma yalnızca kadınları değerlendirdiğinden, kadınların erkeklerden daha yüksek risk taşıdığını tek başına kanıtlayamaz. Araştırma: Vitamin D Levels and Prevalence of Vitamin D Deficiency in Turkish Women.

Bence bu verilerden çıkarılması gereken asıl sonuç, güneşli bir ülkede yaşamanın tek başına yeterli D vitamini düzeyini garanti etmediğidir.
[HEADING=1]5. Farklı Kültürlerde Güneş, Beslenme ve Sağlık Algısı[/HEADING]
D vitamini ve siğil ilişkisini farklı toplumlar açısından değerlendirdiğimizde, biyolojik süreçlerin evrensel olduğunu; ancak bu süreçleri etkileyen yaşam koşullarının değiştiğini görüyoruz.
[HEADING=3]Türkiye ve Akdeniz toplumları[/HEADING]
Türkiye, Yunanistan, İtalya ve İspanya gibi Akdeniz ülkelerinde güneş ışığı ve açık havada yaşam, gündelik hayatın önemli bir parçası olabilir. Ancak kentleşme, kapalı ofislerde çalışma, hava kirliliği ve mevsimsel alışkanlıklar güneşten yararlanmayı etkileyebilir.

Beslenme açısından balık, yumurta ve D vitaminiyle zenginleştirilmiş ürünler önem taşıyabilir. Fakat Akdeniz tipi beslenme uygulayan herkesin yeterli D vitamini aldığı söylenemez; çünkü beslenme düzeninin genel sağlığa katkısı ile belirli bir vitaminin yeterli miktarda alınması aynı şey değildir.

Türkiye'de sağlık sorunları konusunda aile büyüklerinin önerilerine başvurmak da bazı ailelerde yaygın bir alışkanlıktır. Bu yaklaşım, insanların birbirine destek olmasını sağlayabilir. Öte yandan, bir yakınının siğilinin belirli bir kremle veya vitaminle geçtiğini anlatması, aynı yöntemin herkes için etkili olacağı anlamına gelmez.
[HEADING=1]Kuzey Avrupa toplumları[/HEADING]
İskandinav ülkeleri gibi güneş ışığının mevsimsel olarak daha sınırlı olduğu bölgelerde D vitamini konusu farklı bir önem kazanır. Kış aylarında güneş ışığının azalması, özellikle kapalı mekânlarda yaşayan veya çalışan kişiler için D vitamini durumunun değerlendirilmesini önemli hâle getirebilir.

Bazı Kuzey Avrupa ülkelerinde belirli gıdaların D vitaminiyle zenginleştirilmesi, toplum düzeyinde yeterli alımı destekleyen uygulamalar arasında yer alır. Türkiye'deki gıda zenginleştirme politikalarının farklılığı, aynı beslenme alışkanlıklarının her ülkede aynı sonucu vermeyebileceğini gösterir.

Bununla birlikte, Kuzey Avrupa'da yaşayan kişilerin daha fazla siğil geliştirdiği veya Türkiye'de yaşayanların güneş nedeniyle siğillere karşı daha korunaklı olduğu sonucuna varamayız. Siğillerin ortaya çıkması HPV ile temas, cilt bütünlüğü ve bağışıklık yanıtı gibi etkenlerle ilişkilidir. D vitamini düzeyinin coğrafyaya göre değişebilmesi, siğil sıklığının da aynı yönde değişeceğini kanıtlamaz.
[HEADING=1]Güney Asya ve Orta Doğu toplumları[/HEADING]
Güney Asya ve Orta Doğu'da da güneş ışığının bol olduğu bölgeler bulunmasına rağmen D vitamini eksikliği görülebilir. Giyim alışkanlıkları, dışarıda geçirilen süre, cilt pigmentasyonu, beslenme ve sağlık hizmetlerine erişim bu konuda etkili olabilecek unsurlardır.

Örneğin cildi daha fazla örten kıyafetler tercih eden kişiler, günlük yaşamlarının diğer koşullarına bağlı olarak daha az güneş ışığı alabilir. Ancak bu durum her kadın veya her toplum için geçerli değildir. İnsanların çalışma biçimleri, yaşadıkları çevre, ekonomik imkânları ve bireysel tercihleri önemli farklılıklar yaratır.

Bu toplumlarda siğillerin tedavisine ilişkin geleneksel uygulamalarla karşılaşmak da mümkündür. Bitkisel karışımlar veya evde uygulanan yöntemler bazı ailelerde tercih edilebilir. Burada önemli olan, geleneksel bilgiyi bütünüyle küçümsemek değil, etkinliği ve güvenliği kanıtlanmamış yöntemlerin risklerini göz ardı etmemektir.

Örneğin siğilin üzerine tahriş edici maddeler sürmek, deriyi kesmek veya yakmaya çalışmak ciltte yaralanmaya ve enfeksiyona neden olabilir. Kültürel alışkanlıklar ne olursa olsun, cilt sağlığı konusunda güvenli uygulamalar öncelikli olmalıdır.
[HEADING=1]Doğu Asya toplumları[/HEADING]
Japonya, Güney Kore ve Çin gibi ülkelerde cilt bakımı, kozmetik ürünler ve görünümle ilgili sağlık uygulamalarına yönelik geniş bir tüketici ilgisi bulunmaktadır. Bununla birlikte, bu ülkelerin tamamının aynı güzellik anlayışına veya tedavi alışkanlıklarına sahip olduğunu söylemek mümkün değildir.

Özellikle görünür bölgelerdeki siğiller, bazı kişilerde kozmetik kaygılara ve sosyal rahatsızlığa yol açabilir. Bu durum yalnızca Doğu Asya toplumlarına özgü değildir; ancak cildin görünümüne ilişkin beklentiler, kişisel bakım alışkanlıkları ve sosyal çevrenin tepkileri kişinin deneyimini şekillendirebilir.

Bilimsel açıdan ise siğilin görünür olması, D vitamini eksikliğinin göstergesi değildir. Yüzde veya elde ortaya çıkan bir oluşumun gerçekten siğil olup olmadığı gerektiğinde dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.

Farklı kültürleri karşılaştırırken benim vardığım sonuç şu: Toplumlar sağlık sorunlarını farklı biçimlerde yorumlayabilir, fakat bir tedavinin etkili olup olmadığını belirlemek için güvenilir bilimsel kanıtlara ihtiyaç vardır.
[HEADING=1]6. Erkeklerin ve Kadınların Sağlık Konusundaki Yaklaşımları[/HEADING]
D vitamini eksikliği ve siğiller gibi konular, bireysel sağlık davranışları ile toplumsal beklentilerin nasıl kesiştiğini anlamak açısından da ilgi çekicidir.

Bazı toplumsal ortamlarda erkeklerden sorunlarını kendi başlarına çözmeleri, hızlı sonuç almaları ve sağlık sorunlarını fazla gündeme getirmemeleri beklenebilir. Böyle bir beklentiyle yetişen bir erkek, siğilini evde tedavi etmeye çalışabilir veya yalnızca günlük hayatını etkilediğinde doktora başvurabilir. Başka bir erkek ise sağlık kontrollerini düzenli yapar ve profesyonel yardım almaktan çekinmez.

Kadınlar da farklı toplumsal beklentilerle karşılaşabilir. Aile üyelerinin sağlığını takip etme, bakım sorumluluklarını üstlenme ve yakın çevreden tavsiye alma gibi deneyimler bazı kadınların sağlık kararlarını etkileyebilir. Görünür cilt sorunları da kişinin kendine güvenini veya sosyal ilişkilerini etkileyebilir.

Ancak erkeklerin bireysel başarıya, kadınların ise ilişkilere mutlaka daha fazla odaklandığını söylemek bilimsel açıdan doğru değildir. Bunlar biyolojik olarak belirlenmiş özellikler değil, kişiden kişiye değişebilen ve toplumsal koşullardan etkilenebilen eğilimlerdir.

Sağlık hizmetlerine erişim, ekonomik durum, eğitim, iş koşulları ve kişinin yetiştiği çevre, cinsiyetten bağımsız olarak kararlarını şekillendirebilir.

Bu nedenle siğil tedavisinde erkeklerin yalnızca hızlı sonuç aradığı veya kadınların yalnızca görünüm kaygısıyla hareket ettiği gibi genellemelerden kaçınmalıyız. Her iki grupta da hem sağlık hem görünüm hem de sosyal yaşamla ilgili kaygılar bulunabilir.

Bana göre burada üzerinde düşünülmesi gereken asıl soru şudur: İnsanlar sağlık sorunlarını gerçekten ihtiyaç duydukları için mi araştırıyor, yoksa çevrelerinden gelen beklentiler nedeniyle mi bazı sorunları saklama veya hemen çözme baskısı hissediyor?
 
Üst