Pavlov'un köpeği ne anlatıyor ?

Kaan

New member
Pavlov'un Köpeği Ne Anlatıyor? Kültür, Toplum ve Öğrenilmiş Davranışlar Üzerine

Pavlov'un Köpeği Ne Anlatıyor? Sadece Bir Köpek Deneyi Değil

Pavlov'un köpeği denince çoğumuzun zihninde aynı sahne beliriyor: Bir zil çalıyor, köpek salya salgılıyor ve psikoloji derslerinde yıllardır anlatılan klasik bir deney karşımıza çıkıyor. Fakat konuya biraz daha yakından bakınca, aslında meselenin bir köpeğin zil sesine verdiği tepkiden çok daha geniş olduğunu fark ediyoruz. Benim açımdan Pavlov'un deneyini ilginç yapan asıl nokta da burada başlıyor: İnsanlar da tıpkı o köpek gibi, hayat boyunca bazı sesleri, kokuları, davranışları, mekânları ve hatta insanları belirli sonuçlarla eşleştirerek öğreniyor.

Bir kahve kokusunun çocukluk sabahlarını hatırlatması, telefon bildirimini duyunca hemen ekrana bakmamız, okul zilinin yıllar sonra bile üzerimizde tuhaf bir acele duygusu yaratması ya da belirli bir şarkının eski bir ilişkiyi hatırlatması aslında aynı temel mekanizmanın gündelik hayattaki farklı görünümleri olarak düşünülebilir.

Peki bu mekanizma farklı toplumlarda aynı şekilde mi çalışıyor? Kültür, aile, eğitim, toplumsal cinsiyet ve ekonomik düzen, insanların hangi uyaranlara nasıl tepki vereceğini değiştiriyor mu? Bence Pavlov'un köpeğini asıl ilginç hale getiren sorular bunlar.

Pavlov'un Köpeği Aslında Ne Anlatıyor?

Ivan Pavlov'un çalışmaları öncelikle sindirim sistemi ve salgı refleksleri üzerineydi. Pavlov, köpeklerin yiyecek gördüklerinde doğal olarak salya salgıladıklarını gözlemledi. Ancak zaman içinde hayvanların yalnızca yiyeceğe değil, yiyecekle ilişkilendirdikleri başka uyaranlara da tepki vermeye başladığını fark etti.

Örneğin yiyecek getirilen ortam, yiyeceği getiren kişinin görünümü veya belirli bir ses zamanla yiyeceğin kendisi gelmeden önce fizyolojik tepki oluşturabiliyordu. Daha sonraki deneylerde nötr bir uyaranın yiyecekle tekrar tekrar eşleştirilmesi sonucunda bu uyaranın tek başına da salya salgılama tepkisini ortaya çıkarabildiği gösterildi. Pavlov bu tür öğrenilmiş tepkileri “koşullu refleks” olarak ele aldı.

Buradaki temel fikir son derece basit: Organizma yalnızca olaylara değil, olaylar arasındaki bağlantılara da tepki verir.

İşte bu yüzden Pavlov'un köpeği yalnızca biyoloji veya psikoloji açısından önemli değildir. Aynı zamanda insanların alışkanlıklarını, toplumsal davranışlarını ve kültürel öğrenmelerini anlamak için güçlü bir metafordur.

Kültür Bizi Hangi “Zillere” Tepki Vermeye Öğretiyor?

İnsan doğduğunda hangi davranışın başarı, hangisinin ayıp, hangisinin saygın, hangisinin tehlikeli olduğunu bütün ayrıntılarıyla bilmez. Bunların önemli bir bölümünü ailesinden, okulundan, arkadaş çevresinden, medyadan ve toplumdan öğrenir.

Örneğin bazı toplumlarda çocuğun bireysel başarı göstermesi büyük ölçüde teşvik edilir. “Kendini kanıtla”, “en iyi ol”, “kariyerinde yüksel” gibi mesajlar ön plana çıkabilir. Başka toplumlarda ise kişinin ailesine bağlılığı, toplumsal uyumu ve grubun ihtiyaçlarına katkısı daha fazla değer görebilir.

Kültür psikolojisinde bireycilik-toplulukçuluk ayrımı tam da bu noktada önem kazanır. Amerikan Psikoloji Derneği'nin kültür psikolojisine ilişkin kaynaklarında bireycilik, bireysel başarı ve bağımsızlığa verilen önemle; toplulukçuluk ise kişilerarası bağlantılar ve yakın ilişkilerin önemsenmesiyle ilişkilendiriliyor. Ancak modern kültür araştırmaları bunun basit bir “Batı bireycidir, Doğu toplulukçudur” denklemine indirgenemeyeceğini de gösteriyor.

Örneğin Türkiye'de bir kişinin kariyer başarısı ailesinin gururu olarak görülebilir. Burada bireysel başarı ile toplumsal ilişki birbirinin alternatifi değildir. Tam tersine, kişinin bireysel başarısı aile ve yakın çevre açısından ortak bir kazanım olarak yorumlanabilir.

Japonya'da ise toplumsal uyum, karşılıklı sorumluluk ve grup bağlamı bazı durumlarda daha belirgin olabilir. Buna karşılık ABD'de bağımsızlık, kişisel tercih ve bireysel hedefler daha görünür hale gelebilir.

Ama burada önemli bir ayrıntı var: Aynı ülkenin içinde bile sınıf, eğitim, yaş, meslek, şehir-kır ayrımı ve aile yapısı davranışları ciddi biçimde değiştirebilir.

Dolayısıyla kültürü tek bir düğmeye basınca herkesi aynı davranışa yönlendiren mekanizma gibi düşünmemek gerekiyor.

Pavlov'un Köpeği ile Günümüz İnsanını Birbirine Bağlayan Nokta

Pavlov'un deneyini insan davranışına uyarlarken dikkatli olmak gerekiyor. İnsan, köpekten farklı olarak anlam üreten, geçmişini değerlendiren, geleceği planlayan ve öğrendiği kalıplara bilinçli biçimde itiraz edebilen bir varlık.

Yine de temel öğrenme mantığında önemli bir benzerlik bulunuyor.

Çocukken sürekli “sınavdan yüksek not alırsan başarılısın” mesajı alan bir öğrenci, zaman içinde notu yalnızca akademik bir ölçüm olarak değil, kendi değerinin göstergesi olarak algılayabilir.

Başka bir çocuk ise “aileni mahcup etme” mesajıyla yetiştirilebilir. Onun davranışlarında başarı kadar ailenin beklentisini karşılamak da önemli hale gelebilir.

Bir başka toplumda ise bireyin kendi isteğini takip etmesi öncelikli görülebilir.

Burada hepimizin kendimize sorabileceği ilginç bir soru var:

Bugün kendi kararım sandığım kaç davranış, aslında yıllar boyunca öğrendiğim çağrışımların sonucu?

Bu soru Pavlov'un deneyini laboratuvardan çıkarıp günlük hayatın içine taşıyor.

Erkekler Başarıya, Kadınlar İlişkilere mi Odaklanır?

Bu başlık özellikle dikkatli ele alınmalı. Çünkü “erkekler başarı odaklıdır, kadınlar ilişki odaklıdır” şeklindeki kesin bir ifade hem bilimsel açıdan sorunludur hem de milyonlarca farklı yaşam deneyimini tek bir kalıba sıkıştırır.

Bununla birlikte, bazı toplumlarda erkeklerin rekabet, statü ve bireysel başarıyla; kadınların ise bakım, ilişki ve sosyal bağlarla daha fazla ilişkilendirildiği doğru bir toplumsal gözlemdir. Burada önemli soru, bunun ne kadarının biyolojik eğilimlerden, ne kadarının toplumsal rollerden ve fırsat yapılarından kaynaklandığıdır.

Çapraz kültürel araştırmalar, kadın ve erkek davranışlarının toplumsal yapı ve ekonomik koşullarla birlikte değişebildiğini gösteriyor. Wood ve Eagly'nin kültürlerarası çalışması, cinsiyet farklılıklarının yalnızca bireysel özelliklerle açıklanamayacağını; toplumsal yapı, iş bölümü ve sosyal rollerle etkileşim içinde ortaya çıktığını savunuyor.

Daha da önemlisi, geniş kapsamlı meta-analizler kadınlarla erkekler arasındaki psikolojik farklılıkların çoğunun sanıldığı kadar büyük olmadığını gösteriyor. Zell ve arkadaşlarının 106 meta-analizi inceleyen çalışmasında ortalama cinsiyet farklarının genel olarak küçük olduğu sonucuna ulaşılmıştı.

Dolayısıyla erkeklerin bireysel başarıya, kadınların ilişkilere yönelme eğilimini bir “doğa yasası” olarak görmek yerine, bazı toplumlarda güçlenen davranış kalıpları olarak değerlendirmek daha sağlıklı.

Örneğin bir erkeğe çocukluğundan itibaren “güçlü ol, duygularını gösterme, kendi ayaklarının üzerinde dur” deniyorsa, onun sosyal destek aramaktan kaçınması şaşırtıcı değildir. Aynı şekilde bir kıza “insanları düşün, aileyi bir arada tut, ilişkileri koru” mesajı sürekli veriliyorsa, sosyal bağlara daha fazla yatırım yapması anlaşılabilir.

Burada Pavlov'un köpeği yeniden karşımıza çıkıyor: İnsanlar da hangi davranışın ödüllendirildiğini, hangisinin eleştirildiğini öğreniyor.

Kadınların Sosyal İlişkilere Verdiği Önem Kültürden Kültüre Değişiyor

Kadınların sosyal ilişkilere daha fazla önem verdiği iddiası bile kültürden bağımsız düşünülmemeli.

Kadınların sosyal bağları üzerine yapılan araştırmalar, toplumsal ilişkilerin farklı kültürlerde farklı biçimler aldığını ortaya koyuyor. Örneğin ABD ve Rusya'daki kadınlarla Türkiye ve Kore'deki kadınların duygusal destek ve yakın ilişkilerden yararlanma biçimleri arasında farklılıklar bulunmuş durumda. Çinli kadınlarla Avrupalı-Amerikalı kadınlar arasında da duygusal destek arama davranışı bakımından aynı örüntü görülmeyebiliyor.

Bu bence çok önemli bir ayrıntı.

Çünkü “kadınlar ilişki odaklıdır” demek yerine “kadınların ilişki kurma biçimleri içinde bulundukları sosyal sistem tarafından şekillenir” demek daha açıklayıcı.
 
Üst